Türk Sanat Müziği Hakkında - TSM Şarkıları - TSM Eserleri
15575
page-template,page-template-full_width,page-template-full_width-php,page,page-id-15575,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-11.1,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.2.1,vc_responsive

TÜRK SANAT MÜZİĞİ HAKKINDA

DOĞUŞ

 

Müzik, toplumların en ilkel şekliyle ortaya çıkmasıyla birlikte, henüz konuşma faaliyeti başlamadan insan hayatına girmiş bir olgudur. Araştırmalar ilk insanların önce ritm, ardından ritme eşlik eden sesler aracılığıyla aralarında ilişki kurmaya başladıklarını göstermektedir. Ardından ilk dinsel inanışlar çerçevesinde dans olgusu ortaya çıkar. Bu üç unsuru sanatın ilk tohumları olarak ifade edebiliriz.

 

Bu çerçevede göçebe bir toplum olan eski Türklerin yaşamı incelendiğinde dini toplantılarda, düğünlerde ve ölülerin arkasından düzenlenen törenlerde dini nitelikte müziğe yer verildiği görülmektedir. Bu törenlerde “pipa” ve “kopuz” adı verilen müzik aletleri kullanılmıştır. Ord. Prof. Fuad Köprülü’nün eski Türklerdeki müzik hayatı üzerine yaptığı çalışmada belirttiğine göre “bahş-ı ozan” denen dönem müzisyenlerinin kopuzlarla çaldıkları nağmeler Türk müziğinin en eski şeklini oluşturmaktadır. Müziğe çok önem veren Göktürkler ve Uygurlar askeri muzıka (bando) grubu oluşturmayı ihmal etmemiştir. Türklerin enstrümanlarla icra ettikleri eserlere “Gök”, insan sesiyle okudukları eserlere de “Ir” ve “Dule” adı verilmiştir.

 

Türklerin müziğe olan düşkünlüğünü Çinli seyyahların kayıtlarından da anlamak mümkündür. Bu göçebe toplumlardaki bireylerin sazlarını gittikleri her yere beraberlerinde götürme alışkanlıkları söz konusu kayıtlarda yer almaktadır. Bu gelenek yüzyıllar boyunca devam etmiş, bağlamasını omzuna alarak gurbete giden insan figürü günümüze kadar yansımıştır. Bu geleneğin, Türklerin kendi müziklerini Orta Asya’dan Anadolu’ya getirdiğini kanıtlayan yanı, göz ardı edilmemesi gereken önemli bir gerçektir.

 

Yine Fuad Köprülü’nün araştırmasının yansıttığı bir başka boyut Türklerin Arap ve Acemlerden ayrı bir müziğe sahip olmalarıdır. Hatta Türk Müziği, Arap ve Acem müziğinden daha gelişkin olduğu için Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra diğer müzikleri tarihten silip onların yerine geçmeyi başarmıştır.

 

Türk Müziği Anadolu’ya Orta Asya’dan en eski Türk sazı olan “kopuz”un sapında sistemleşmiş olarak gelmiştir. Bağlama kopuzun gelişmiş şeklidir. Saplarındaki ses perde düzeni hemen hemen aynıdır. Bu düzenin Türk müziği makam sistemlerinde en çok kullanılan seslerden oluşması Klasik Türk Müziği ile Halk Müziğimizin aynı kökten geldiğini göstermektedir. Aralarında sadece üslup farkı vardır. Her ikisinin de kaynağı aynıdır. Müziğimizin kaynağı açısından vurgulanması gereken bir başka önemli nokta Türk Müziği’ne özgü olan ve “aksak” adı verilen ritm türünün sadece Türklerin tarihte fethedip bir süre yaşadıkları bölgelerde görülmüş olmasıdır. Türklerin gitmediği bölgelerde müziğimize özgü olan “aksak” ritme rastlanmamaktadır.  Bu ses ve ritm özellikleri Türk Müziği’nin kaynak bölgesinin Orta Asya olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Türk Müziği Orta Asya’da sistemleştirildikten ve Anadolu ile Ön Asya’ya getirildikten sonra bilimsel yönü geliştirilmeye başlanmıştır. 13. yüzyıldan itibaren Türk Müziği üzerine yazılı eserler ortaya çıkmıştır. Urmiyeli Safiyüddin’in “Şerefiyye” ve “Kitab-ül Edvar”, Kutbüddîn-i Şirazî’nin “Dürretü’t- Tac”, Abdülkadir Meragî’nin “Makasıd-ül Elhan” ve “Cami-ül Elhan”, Hızır bin Abdullah’ın “Edvar”, Bedr-i Dilşad’ın “Muradnâme”, Şükrullah’ın “Kitab-ül Edvar”, Mahmut Çelebi’nin “Fethiyye” ve “Zeyn-ül Elhan” eserleri Türk Müziği’ne bilimsel yönüyle yaklaşan çok değerli çalışmalardır. Bu eserlerin Arapça ve Farsça yazılmaları Türk Müziği’nin Arap ve Acem Müziği olarak değerlendirilmesi gibi bir yanılgıyı ve iddiayı ortaya çıkarmış olsa da dönemin bilim ve sanat dilinin sözkonusu coğrafyada Arapça ve Farsça olmasından kaynaklı olarak bu eserlerin bu şekilde kaleme alınmış olduklarının gözardı edilmemesi gerekir. Zaten eserlerde kullanılan terminolojide “dik”, “perde” gibi Türkçe ifadeler bulunması sözkonusu iddianın asılsızlığını ortaya koymaktadır. Bu konudaki en ayrıntılı bilgiyi Hüseyin Sadettin Arel’in “Türk Musikisi Kimindir” adlı eserinde bulmak mümkündür.

 

(kaynak: Türk Musikisi Nazariyatı ve Usûlleri – İsmail Hakkı Özkan)

İLETİŞİM

 

Taşçı Yapım
Hakkı Yeten Caddesi No.10 D. 32
Beşiktaş /İstanbul
+90212 2155639

Yeliz Ayrancı
+90549 675 75 75
yelizergun75@hotmail.com
aylinsengun@gmail.com

SOSYAL MEDYALARIMIZ